Yılın Bu Zamanı Neden Bu Kadar Yorgunuz?
Yılın Bu Zamanı Neden Bu Kadar Yorgunuz?
Aralık ayıyla birlikte o tanıdık telaş başlar. AVM’ler her zamankinden daha kalabalık, e-posta kutumuz ve sosyal medya akışımız bitmek bilmeyen indirim reklamlarıyla dolu. Şehrin ışıkları güzeldir ama trafik çekilmez hale gelir. Yıl sonu hedefleri, kapanışlar, planlanması gereken kutlamalar… Bütün bu koşturmacanın ortasında “mutlu” olmamız beklenir. Ama dürüst olalım, çoğumuz için bu dönem mutluluktan çok yorgunluk getirir.
Sadece fiziksel bir yorgunluk değil bu. Zihinsel bir gürültüden bahsediyoruz. Yılın bu dönemi, Yılbaşı ve onunla birlikte anılan Noel kutlamalarıyla o kadar gürültülü ki, çoğumuz Noel’i de bu koşturmacanın bir parçası sanıyoruz. Peki ya tüm bu vitrin süslemelerinin ve reklamların altında, başka bir anlam, gözden kaçırdığımız bir sükûnet daveti varsa? Bu daveti duymak zor, çünkü telefonumuzun susmayan bildirimleri bir yana, kafamızın içindeki sesler de susmaz. “Gelecek yıl ne olacak?” kaygısı, geçmişin pişmanlıkları, “Yeterince iyi miyim?” şüphesi. Hepimiz, sadece dışarıdaki gürültünün değil, bu iç gürültünün de dinmesini özlüyoruz. Sadece sessizlik değil, gerçek bir huzur arıyoruz.
Sessizlik Tuşuna Basmak Yetmiyor

Bu gürültüden kaçmak için kendimizce yöntemler geliştiririz. Belki telefonu sessize alır, bir fincan demli çay koyar ve camdan dışarıyı izleriz. Belki bir hafta sonu şehirden kaçıp doğada nefes almaya çalışırız. Bunlar o an için iyi gelir. Yılın bu zamanında bize pazarlanan ‘Noel ruhu’ bile—o ışıltılı reklamlar, hediye telaşı—aslında bu gürültünün bir başka türü. Geçici bir mutluluk vaadi.
Ama eve döndüğümüzde, kapıyı kapattığımızda, o sessizlik bazen huzurdan çok boşluk gibi hissettirir. Çünkü asıl sorun kulaklarımızı dolduran sesler değildir. Sorun, kalbimizi dolduramayan boşluktur. Dışarıdaki dünyayı susturabilsek bile, içimizdeki kaygıyı, korkuyu ve o “bir şeyler eksik” hissini susturamayız. Huzuru yanlış yerde, geçici şeylerde arıyoruz. Peki, bu koşturmaca durduğunda bile bizimle kalacak, sarsılmaz bir esenlik bulmak mümkün mü?

Binlerce Yıllık Bir Huzur Fısıltısı


Bu derin barış ve esenlik özlemi yeni değil. Bizden binlerce yıl önce yaşamış olanlar da aynı arayış içindeydi. Onların bilge yazıları, bugün AVM’lerde veya dijital dünyada bulamadığımız bir huzurdan bahseder. Örneğin, Peygamber Yeşaya, yüzlerce yıl öncesinden, gürültünün ortasına gelecek bir umudu müjdelemişti. O, doğacak olan özel bir çocuktan bahsetti.
“Çünkü bize bir çocuk doğacak…” diye yazmıştı. “…Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak.” Bu, sadece sorunların yokluğu demek değildi. Bu, fırtınanın tam ortasında bile sarsılmaz bir içsel bütünlük ve güvenlik hissi vaadiydi. Yeşaya, bu gelişin nasıl olacağını da fısıldamıştı: O, “Tanrı bizimle” anlamına gelen Emanuel olacaktı. Bu, koşullara bağlı olmayan, kaynağını dışarıdaki dünyadan değil, doğrudan “bizimle olan Tanrı’dan” alan bir barıştı.
Barış Sadece Bir Fikir Değil, Bir Kişi

Peki, bu eski bilgelik, yılın bu gürültülü zamanıyla nasıl birleşir? Başlangıçta o gürültünün bir parçası sandığımız “Noel”, aslında tamamen bu esenlikle ilgilidir. Noel, süslemelerden veya hediyelerden çok, bir doğumun kutlamasıdır. Bu doğum haberi ilk duyurulduğunda, göksel habercilerin mesajı netti: “…Yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun!”
Bu, dünyaya gelen İsa Mesih’in misyonuydu. O, siyasi bir barış ya da ekonomik bir refah vaat etmedi. Çok daha derinini vaat etti. Yıllar sonra takipçilerine şöyle dedi: “Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın.” İsa, barışı sadece getiren değil, peygamberin önceden bildirdiği gibi, barışın ta kendisi, Esenlik Önderi olduğunu iddia etti. O, yorgunlara ve yükü ağır olanlara “rahat” vermeyi vaat etti.

Gürültü Geri Döndüğünde Ne Olacak?


Kutlamalar biter, ışıklar söner ve Ocak ayının sıradanlığı başlar. Hayatın gürültüsü geri döner. Eğer bulduğumuz barış geçiciyse, ne anlamı var? İsa’nın sunduğu esenlik burada ayrılır. Bu, dış koşullara değil, O’nunla kurulan bir ilişkiye dayanır.
Noel’de kutlanan doğumu, O’nun yaşamından, ölümünden ve dirilişinden ayrı düşünemeyiz. O, peygamberin vaat ettiği gibi Emanuel yani “Tanrı bizimle” olarak geldi. Bizim iç gürültümüzün, kaygılarımızın ve Tanrı’dan ayrı kalışımızın yükünü üstlendi. Bunu yaparak, bizi Tanrı ile barıştırdı. Bu barış, “her şeyi anlama” barışı değil, “her şeye rağmen ait olma” barışıdır. Bu, telefonunuz çaldığında, patronunuz bağırdığında veya gelecek belirsiz göründüğünde bile içinizde sabit kalan bir demir atmaktır. Bu, dünyanın veremediği ve geri alamayacağı türden bir huzurdur.


