Tanrı’ya Karşı Öfkeli Olabilir miyim?
Zaman zaman birçok insan Tanrı’ya karşı öfke hissettiğini fark eder. Hayatımızda sarsıcı bir olay yaşandığında, içimizden “Neden?” sorusu yükselir. Ama bu aslında çoğu zaman şu demektir: “Neden ben, Tanrım?”
Bu tepki, düşünce dünyamızda iki önemli kırılganlığı ortaya çıkarır. İlki, Tanrı’ya inandığımızda hayatın kolay olmasını ve O’nun bizi trajedilerden korumasını beklememizdir. Ancak işler beklediğimiz gibi gitmediğinde, Tanrı’ya kızarız.
İkinci kırılganlık ise Tanrı’nın egemenliğini tam olarak kavrayamamaktan kaynaklanır. Hayat üzerindeki kontrolü kaybetmiş gibi hissettiğimizde, Tanrı’nın her şeyi kontrol ettiğine dair güvenimiz sarsılır. Böyle anlarda, evrenin ve hayatımızın dizginlerinin O’nda olduğunu unutabiliriz. Kendimizi sanki terk edilmiş, savunmasız ve yalnız kalmış gibi hissederiz.
Ne zaman güzel bir şey olsa, onu çoğu zaman kendi başarımıza atfederiz. Ama işler kötüye gittiğinde, suçlayacak birini ararız—ve genellikle bu kişi Tanrı olur. O anlarda içimizden şu gizli beklenti ortaya çıkar: “Ben böyle şeyleri hak etmiyorum.” Bu beklenti, acı karşısında dokunulmaz olduğumuza dair yanlış bir inançtan kaynaklanır.
Trajediler, kontrolün bizde olmadığını yüzümüze tokat gibi çarpar. Biz her ne kadar hayatın iplerini elimizde tuttuğumuzu düşünsek de, aslında tüm evrenin hâkimi Tanrı’dır. İsa, “Bir serçe bile yere Tanrı’nın bilgisi dışında düşmez” dediğinde, bu gerçeğe işaret ediyordu. Saç telimizin bile O’nun bilgisi dâhilinde olduğunu bilmek, ne kadar derin bir güven kaynağı olabilir!
Acımızla birlikte O’na gidebilir, kızgınlığımızı dile getirebiliriz. O zaten yüreğimizi bilir. İçimizde gerçekten ne olduğunu ondan saklamaya çalışmak beyhudedir. Ama burada dikkat etmemiz gereken önemli bir ayrım var: Öfkemizi Tanrı’ya yöneltmekle, O’nun yerine kendi isteğimizi koymak arasında büyük fark vardır. Eğer öfkemizin içinde kalır ve onu beslersek, bu zamanla kalbimizde içerleme ve acılık üretir. Ama bu duygularımızı O’na açık yüreklilikle götürürsek, O bize kendi huzurunu ve direncini sunar.
Kutsal Yazılar da şöyle der: “Tanrı, dayanamayacağınız denemelere izin vermez; çıkış yolunu da sağlar.” Bu söz, her acının içinde Tanrı’nın yanımızda olduğunu ve bizi yalnız bırakmadığını hatırlatır.
Unutmayalım: İsa da terk edilmenin, acı çekmenin ve ihanetin ne demek olduğunu biliyor. Çarmıh öncesinde en yakın arkadaşları onu yalnız bıraktı. O, yalnız bir insan olmanın ne anlama geldiğini bizden daha iyi bilir. Yani bize yalnızca yukarıdan öğüt veren bir Tanrı değil, bizimle aynı acılardan geçen bir Kurtarıcı var.
Eğer Tanrı’ya kırgınsan, kızgınsan, O’na bunu açıkça söylemekten korkma. Yüreğini O’na aç. Acını, öfkeni, sorularını O’na bırak. Çünkü O seni yargılamak yerine, seni dinler. Seni dönüştürmek, iyileştirmek ve Kendine daha da yakın kılmak ister.
Tanrı’nın seni anlamadığını düşündüğün anlarda bile, belki de O en çok oradadır. Ve sen, bu kırılganlığının içinde, O’nunla kuracağın en gerçek ilişkiye davet edilmektesin.


