Balkon Sohbetleri ve Yankılanan Sessizlik
Balkon Sohbetleri ve Yankılanan Sessizlik

Yaz akşamlarının o hafif esintisinde balkonlara çıkıp çekirdek çitlediğimiz saatleri düşünün. İnce belli bardaklarda demli çayımız yudumlanırken sessizliği bozmak, birbirimize biraz daha yakınlaşmak isteriz. Kabuklar biriktikçe kelimelerimiz de hızlanır ve laf lafı açarak hiç beklemediğimiz yerlere savrulur.
Başkalarının hayatları hakkında konuşmak, o an için o masadaki bağımızı güçlendiriyormuş gibi hissettirir. Kendimizi o çemberin içine güvenle yerleştirmek için çemberin dışında kalan birini hedef alırız. Peki ama o masadan ilk kalkan biz olduğumuzda, ardımızda kalan sessizlikte aynı fısıltıların bizim için de yankılanacağından korkmaz mıyız?

Masada Kalan Boş Kabuklar
Masada Kalan Boş Kabuklar


Saatler ilerlediğinde masanın üzerinde sadece boş çekirdek kabukları kalır. Aynı şekilde dilimizden dökülen yargılar da ardında sadece boşluk ve gizli bir güvensizlik bırakır. Başkalarının eksiklerini konuşarak kendi yaralarımızı örtmeye çalışırız. Cümlelerimiz bizi birleştirsin diye umarken aslında içten içe hepimizi daha da yalnızlaştıran görünmez duvarlar örer.
Kelimelerimizle başkalarını parçalarken aslında hepimiz gerçek ve şefkatli bir onaylanmaya açızdır. Kim olduğumuzu, hatalarımıza rağmen sevilebileceğimizi duymaya ne çok ihtiyaç duyarız. Ancak kurduğumuz bu sığ sohbetler, ruhumuzun aradığı o derin kabulü bize asla veremez.
Dilin Görünmez Ağırlığı

Tarihin en bilge krallarından biri olan Süleyman, ölümün ve yaşamın dilin gücünde saklı olduğunu söylemişti. O, zarif sözlerin ruha tatlı gelen ve bedene şifa veren bir petek balı gibi olduğunu çok iyi biliyordu. Bizler ise çoğu zaman etrafımıza bal sunmak yerine dilin o keskin ve yıkıcı gücüne teslim oluyoruz.
Bu zayıflığımız sadece basit bir alışkanlık değil, kalbimizdeki o derin aidiyet arayışının yanlış bir dışavurumudur. Kendi başımıza bu kısır döngüden çıkmak, o yıkıcı kelimeleri iyileştiren ve yaşatan sözlere dönüştürmek her zaman gücümüzü aşar.

Yeni Bir Dilin Mümkünlüğü


İşte tam bu noktada İsa Mesih karşımıza bambaşka bir yolla çıkar. O, ağzından hiçbir hileli söz çıkmayan ve insanları yaralamak yerine onlara yaşam sözleri sunan tek kişidir. Mesih bizim dilimizle yarattığımız o kırık dökük dünyayı düzeltmek için çarmıhta kendi bedenini feda etti ve dirilişiyle bize hiçbir şarta bağlı olmayan sonsuz bir aidiyet sundu.
Artık sevilmek için başkalarını küçültmemize gerek kalmadı çünkü O bizi hatalarımızla birlikte ve tamamen kabul etti. Bu eşsiz sevgiyle tanışmak ve kelimelerinizin nasıl şifaya dönüşebileceğini keşfetmek ister misiniz?


