RAB Tanrı, Adem’i topraktan yarattı…” (Yaratılış 2:7)

Kutsal Yazılar, Tanrı’nın insanı yaratılıştaki tüm varlıklar arasında özel bir yere koyduğunu ve onu eşsiz bir amaç için varettiğini öğretir. Yaratılış kitabında bu süreç şöyle anlatılır:

“RAB Tanrı, Adem’i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık (can) oldu.” (Yaratılış 2:7)

Bu ayette, Tanrı’nın ilk insanı yarattığı zaman, onu iki unsur ile yarattığını fark ediyoruz: bir beden ve bir can.

İnsan yalnızca fiziksel bir varlık değildir. İnsanın bir bedeni ve bir canı vardır.

Tanrı, insanı iki aşamada yarattı. Kutsal Yazılar’da söylenene tekrar kulak verelim:

“RAB Tanrı, insanı topraktan yarattı ”

Tanrı,

“Adem’in burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan bir varlık (can) oldu.”

Beden: Can İçin Bir Konut

Tanrı insanı iki aşamada yarattı. Önce, “insanı topraktan yarattı.” Tanrı neden önce bedeni yaptı? Çünkü beden, içine yerleşecek olan can için bir konut olacaktı. Kutsal Yazılar’ın belirttiği gibi, “yeryüzünde sahip olduğumuz beden, bir çadır gibidir” (2. Korintliler 5:1); yani içinde “gerçek siz” olan canınızın yaşadığı geçici bir evdir.

Tanrı, ilk insan bedenine yerin tozundan şekil verdi. Modern bilim, toprağın tozunu oluşturan yaklaşık yirmi kimyasal elementin tamamının insan bedeninde de bulunduğunu doğrular. Bu nedenle Mezmur yazarı Davut,

“Rab mayamızı bilir, toprak olduğumuzu anımsar.” (Mezmur 103:14) diye yazar.

Ancak topraktan yapılmış olması, bedenin değersiz olduğu anlamına gelmez. Yaklaşık 70 trilyon hücreden oluşan insan bedeni, her bir parçası mükemmel bir uyum içinde işleyen bir mucizedir. Beyin, kalp, akciğerler, gözler ve diğer tüm organlar hayranlık uyandıran bir tasarıma sahiptir. Peygamber Davut’un dediği gibi:

“Rab, sana övgüler sunarım, çünkü müthiş ve harika yaratılmışım; Ne harika işlerin var! Bunu çok iyi bilirim!” (Mezmur 139:14)

Yine de, “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı” ifadesi fiziksel bedene mi atıfta bulunur? Hayır, bu mümkün değildir, çünkü Tanrı ruhtur. Tanrı’nın kendi benzeyişinde yarattığı şey, insanın bedeninden ziyade canıdır. Tanrı’nın cansız bedene “yaşam soluğunu üflemesiyle” insan, yaşayan bir varlık haline geldi. Beden yaşamaya başladı çünkü Yaşamın Rabbi olan Tanrı, ona Kendi yaşamından bir parça olan canı verdi. Yaşam, insandan değil, Tanrı’dan gelen bir armağandır.

Can: Tanrı’nın Suretindeki Üç Özellik

Peki, Tanrı’nın kendi suretinde yarattığı can ne anlama gelir? Bu, Tanrı’nın, insanın canına Kendisinde de bulunan belirli özellikleri yerleştirdiği anlamına gelir. Tanrı ile paylaştığımız bu üç temel özellik şunlardır:

1-Tanrı’yı Tanıyan Bir Zihin: Tanrı, insana O’nu tanıyabilmesi ve O’nun gibi düşünebilmesi için bir zihin (ruh) verdi. Tanrı, insanla yakın bir paydaşlık kurmayı amaçladığı için onu güçlü bir zihinle yarattı. Tıpkı Tanrı’nın dostu olarak anılan İbrahim gibi, bizler de Yaratıcımızla kişisel ve anlamlı bir ilişki kurabiliriz. İnsanın zihnini hayvandan ayıran da budur. Bir hayvanın beyni vardır ama Tanrı hakkında düşünemez; gözleri vardır ama Kutsal Yazıları okuyamaz. İnsanın ruhu ise Tanrı’nın Ruhu ile iletişim kurmak üzere tasarlanmıştır. Elbette bu, zihnimizin Tanrı’nın bilgeliğiyle eşit olduğu anlamına gelmez. Fakat bu, Diri Tanrı ile bir ilişkinin tadını çıkarma potansiyeline sahip olduğumuz anlamına gelir.

2-Tanrı’yı Seven Bir Yürek: Tanrı, insana O’nu sevebilmesi için bir yürek verdi. Burada kastedilen, kan pompalayan fiziksel bir organ değil, duygularımızın ve hislerimizin merkezidir. Tanrı sevebilir, nefret edebilir, sevinebilir, üzüntü ve merhamet hissedebilir. İnsanın canına bu duyguları hissedebilme kapasitesini yerleştirdi. Tanrı, insanın Kendi sevdiğini sevmesini ve Kendi nefret ettiğinden nefret etmesini arzular. En önemlisi de, O’nu bütün yüreğimizle sevmemizi ister. İnsanı bir yürekle yaratmasının nedeni budur.

3-Tanrı’ya İtaat Eden Bir İrade: Tanrı, insanın canına özgür bir irade, yani seçim yapma sorumluluğu verdi. Tanrı, bir şeyi yapıp yapmamayı seçme yetkisine sahiptir ve insanı da kendisi için önemli seçimler yapma sorumluluğuyla yarattı. O, isteğini otomatik olarak yerine getiren bir robot yaratmak istemedi. Her gün doğan ama bu konuda seçimi olmayan güneş gibi olmamızı istemedi. Sevgi, baskı altında gerçek sevgi olamaz. Bu nedenle Tanrı, O’na itaat edip etmeme kararını bize bıraktı. Her birimize izleyeceğimiz yolu seçme özgürlüğü tanır.

Yaratılışın Nihai Amacı

Öyleyse insan neden yaratıldı? Bizler burada kendimiz, para veya başka bir şey için bulunmuyoruz. Tanrı bizi Kendisi için yarattı; Kendi zevki ve yüceliği için. Bizi O’nu tanıma, O’nu sevme ve O’na sonsuza dek itaat etme kapasitesiyle donattı.

Evet, sonsuza dek! Sonsuz olan Tanrı, her birimize sonsuz bir can verdi. O’nun arzusu, Kendisiyle bugün, yarın ve tüm sonsuzluk boyunca derin ve harika bir ilişkiye sahip olmamızdır.

Tanrı’nın insanı Kendi benzeyişinde yaratmasının nedeni budur. İnsan, Tanrı’yı mı yoksa Şeytan’ı mı izleyeceğine, Tanrı’nın Sözü’ne değer mi vereceğine yoksa onu küçümseyeceğine mi kendisi karar verir. Ancak Tanrı, Kendisini reddeden herkesi en sonunda yargılayacaktır, çünkü O, insanı Kendisi için yaratmıştır.