Yılın O En Işıltılı Gecesi

Şehrin üzerini bir ışıltı kaplar. Aralık ayı geldiğinde, en sevdiğimiz caddeler, alışveriş merkezlerinin vitrinleri, hatta evimizin bir köşesi bile parıldamaya başlar. Soğuk ve karanlık kış gecelerinde bu ışıklar bize bir umut, bir bekleyiş hissi verir. Yılbaşı gecesi geldiğinde, o kolektif geri sayım, o kalabalıkların coşkusu, hepimizin içinde bir şeyleri hareketlendirir. O an, sanki her şeyin daha iyi olacağına dair ortak bir dileği paylaşırız.

Bu ışıltılı anlar, sadece bir kutlamadan daha fazlasıdır. Aslında içimizdeki derin bir özlemin yansımasıdır: Yeni bir başlangıç özlemi. “Bu yıl farklı olacak,” deriz. “Yeni bir sayfa açacağım.” Yeni kararlar alırız, daha iyi bir “biz” olmayı hedefleriz. O gece, telefonlarımıza düşen mesajlar gibi, geleceğimizin de parlak olmasını umut ederiz.

Ancak bu coşkunun bir son kullanma tarihi vardır, değil mi? Ocak ayının ortalarına geldiğimizde, o parlak ışıklar sokaklardan toplanır. Süsler kutulara kaldırılır. Ve biz, soğuk ve gri bir sabaha uyanıp işe giderken, geçen seneden kalan endişelerin ve alışkanlıkların hâlâ bizimle olduğunu fark ederiz.

Işıklar Söndüğünde

Bu durum bize tanıdık gelir. Her yıl aynı döngüyü yaşarız. Büyük umutlarla başlar, sonra hayatın omuzlarımıza yüklediği ağırlıkla yavaşlarız. Günlük koşuşturmaca, bitmeyen sorumluluklar ve içimizdeki o tanımlayamadığımız boşluk hissi geri döner. Sanki “eski tas eski hamam” sözü, bizim için yazılmıştır.

Bu his, yeni bir his değil. Binlerce yıl önce, bilgeliğiyle tanınan Kral Süleyman da benzer bir tespitte bulunmuştu. İnsanın bu dünyadaki çabasını gözlemlemiş ve “Güneşin altında yeni bir şey yok,” demiştir. Yani, biz ne kadar çabalarsak çabalayalım, aynı döngülerin içine hapsolmuş hissederiz.

Belki de sorun, yeni bir yıla değil, “yeni bir biz”e nasıl kavuşacağımızı bilememektir. Belki de aradığımız şey, bir takvim yaprağının değişmesi değil, kalbimizin ve zihnimizin kalıcı bir şekilde aydınlanmasıdır. Aradığımız şey, ocak ayında sönüp gitmeyecek bir ışıktır.

Sadece Bir Çıra Değil, Kalıcı Bir Aydınlık

Sokakları süsleyen o geçici ışıklar güzeldir, ama bize yol göstermezler. Bize sadece kısa bir süre için karanlıkta olmadığımızı hissettirirler. Oysa bizim ihtiyacımız olan, adımlarımızı aydınlatacak, önümüzü görmemizi sağlayacak bir ışıktır. Tıpkı şair ve kral olan Davut’un binlerce yıl önce ifade ettiği gibi: “Sözün adımlarım için çıra, yolum için ışıktır.”

Davut, hayatın en karanlık anlarını yaşamış biriydi. Korku, pişmanlık ve tehlike ona yabancı değildi. Ama o, umudunu geçici şeylere değil, sarsılmaz bir kaynağa bağlamıştı. Karanlığın ortasındayken, “Işığımın kaynağı sensin, ya RAB, Tanrım! Karanlığımı aydınlatırsın.” diyebilmişti. Bu, “Bir gün her şey güzel olacak” demekten farklı bir şeydir. Bu, “Şu an karanlıktayım ama Işığım benimle,” demektir.

Bu sadece Davut’un kişisel tecrübesi değildi. Çok eski zamanlardan beri, Yeşaya gibi peygamberler, bir gün dünyaya özel bir Işık’ın geleceğini müjdelemişlerdi. Onlar, “Karanlıkta yürüyen halk büyük bir ışık gördü,” diyerek, sadece bir fikri değil, bir Şahsı işaret ediyorlardı.

O Sönmeyen Işık

Bu vaat edilen Işık, dünyaya geldi. Yuhanna adında bir görgü tanığı, O’nun gelişini şöyle anlattı: “Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edememiştir.” Bu Işık, dünyanın tüm kasvetine, acısına ve karmaşasına rağmen sönmeyen, bastırılamayan bir aydınlıktı.

Bu Işık, İsa Mesih’tir. O, bir gün takipçilerine dönüp sadece bir öğreti sunmadı; çarpıcı bir iddiada bulundu. “Ben dünyanın ışığıyım,” dedi. “Beni izleyen karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.” İsa, bize sadece ışığa nasıl ulaşacağımızı gösteren bir rehber değil, Işığın kendisi olduğunu söyledi.

İşte gerçek başlangıç burada yatar. İsa’nın sunduğu şey, yeni bir karar listesi veya daha iyi bir insan olmak için birkaç tavsiye değildir. O, “İşte, her şeyi yeni yapıyorum,” diyerek, tamamen yeni bir yaşam vadetmiştir. Bu, eskileri yamamak değil, tamamen yenisini inşa etmektir.

Yeni Bir Yaratılış

Peki, bu “yeni” nasıl mümkün olacak? Biz ki, her yıl aynı hataları yapmaya meyilliyiz. Yeni bir sayfa açmak iyi bir fikir gibi gelse de, çoğu zaman o yeni sayfaya da eski el yazımızla, eski hatalarımızı yazarız. İhtiyacımız olan şey yeni bir sayfa değil, yeni bir “ben”dir.

İsa Mesih’in öğrencilerinden Pavlus, bu dönüşümü şöyle açıkladı: “Bir kimse Mesih’teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur.” Bu, İsa’nın bizim için yaptıklarının bir sonucudur. O, çarmıhta ölürken, bizim tüm eskimizi, tüm karanlığımızı, tüm başarısız başlangıçlarımızı üzerine aldı. O’nun mezara gömülmesi, o eskinin bitişiydi.

Ancak hikâye orada bitmedi. O’nun üç gün sonra dirilmesi, gerçek başlangıçın ilk günüydü. Bu, Tanrı’nın her şeyi yeni yapabileceğinin kanıtıdır. Bu nedenle, O’na imanla bağlandığımızda, takvim değiştiği için değil, O içimizde yaşamaya başladığı için yeni bir hayata başlarız. Bu, yanımızda olan, bizi anlayan ve asla sönmeyecek bir Işık’la yürümenin getirdiği kalıcı bir huzur ve ait olma hissidir.