Büyük Şehirde Neden Yalnız Hissediyorum?

Ayşe K.

İstanbul’da, o insan denizinde, kaç kez görünmez hissettim kendimi? Etraf tıklım tıklım, telefonlar susmuyor ama içimde bir boşluk. Psikologlar buna “kentsel yalnızlık” diyor; bense buna “kalabalıkta kaybolmak” diyorum.

Şehirlerde yaşayan birçoğumuz, ne kadar “bağlantıda” görünsek de, o derin bağ eksikliğini hissediyoruz. Belki de sosyologların dediği gibi “duyusal aşırı yüklenme” bu. Ya da benim sıkça düşündüğüm gibi, o eski ‘mahalle’ sıcaklığının apartman boşluklarında yitip gitmesi. Benim için, bu sadece insan eksikliği değil, “anlam” ve “görülme” eksikliği.

Psikologların “sosyal acı” dediği bu his, benim için “ruhun açlık alarmı.” Tıpkı bedenimizin yemek için sinyal vermesi gibi, ruhumuz da gerçek bağ için haykırıyor. O anlık ‘like’lar, ayaküstü sohbetler yetmiyor, değil mi? Çünkü aradığımız, belki de sadece daha fazla insan değil, zamanı ve mekanı aşan bir “görülme” hali.

Ama ben umutsuzluğa kapılmıyorum. Aksine, bu derin sızının bir davet olduğuna inanıyorum. İsa’nın o 2000 yıllık sözü aklıma geliyor: “Sizi öksüz bırakmayacağım; size geleceğim.” Bu sözler bana, kalabalıkta kaybolmayan, her daim var olan bir yoldaşlığı fısıldıyor. Belki de bu yalnızlık, bizi daha derin bir şeye, o vaat edilen yoldaşlığa iten bir kılavuzdur.

Peki ya bu ‘acı’, bir lanet değil de, aralanmayı bekleyen bir kapıysa? O kapıyı itecek cesaret bizde var mı? Bu, benim sıkça kendime sorduğum bir soru. Belki de cevap, o ilk adımı atmakta gizlidir.