Gün Batımının Telaşı

Uzun ve yorucu bir günün ardından fırının önünde uzayan o tanıdık pide kuyruğunda beklerken şehrin usulca sessizliğe bürünüşünü izleriz. Havada asılı kalan taze susam kokusu ve yaklaşan akşamın telaşı içimizde garip bir aidiyet hissi uyandırır. Sofranın etrafında toplanmak için gün batımını beklerken aslında kalplerimiz o sıcak kabul görme duygusunu arzulamaktadır.

Top patlayıp da sokağın sessizliği kaşık sesleriyle bozulduğunda bedenimizin gün boyu süren açlığı usulca diner. Peki ama midemiz doyarken içimizde hala boş kalan ve sadece manevi bir doygunlukla dolabilecek o derin hasreti nasıl dindireceğiz?

Soframızdaki Sessiz Boşluk

Bu mevsim boyunca kendimizi bedensel arzularımızdan alıkoyarken ruhumuzu da tüm yüklerinden arındırmayı ve yenilenmeyi umut ederiz. Ancak bayram sabahına ulaştığımızda o eski alışkanlıklarımızın ve içsel yorgunluklarımızın bizimle beraber masaya oturduğunu fark etmek çoğu zaman hayal kırıklığı yaratır.

Yıllar geçer ve bizler aynı umutla beklediğimiz o aydınlık akşamlarda kalbimizdeki ağırlığın hafiflemesi için sessizce yakarırız. Kendi çabalarımızla kurduğumuz iyilik köprüleri sarsıldığında, ruhumuzun yorucu yalnızlığını çok daha derinden hissederiz. Sadece belirli bir ayda değil, hayatımızın her anında bizi terk etmeyecek kalıcı bir barışa ne kadar da muhtacız.

Susuz Toprakların Özlemi

Geçmiş çağlarda yaşamış bilgelerden Davut peygamber bu evrensel eksikliği kendi hayatında hissetmiş ve kurak bir toprağın suya susadığı gibi ruhunun da yaratıcısına susadığını yazmıştır. Bizler de o çorak araziler gibi kurumuş kalplerimize şifa verecek kalıcı bir sevgi kaynağının arayışı içindeyiz. Başka bir bilge olan Yeşaya ise insanları hiçbir bedel ödemeden doyurucu ve ebedi yaşam sularından içmeye davet ederek bu ruhsal açlığın gerçek ilacını müjdelemiştir.

Kendi erdemlerimizle veya dönemsel arınmalarımızla o ebedi kaynağa ulaşamayacağımızı fark ettiğimizde ilahi bir kurtarıcıya duyduğumuz o büyük ihtiyaç gün yüzüne çıkar. Bedenimizi aç bırakarak ruhumuzu doyurmaya çalışmak yerine bizi hiçbir şart koşmadan kabul edecek o kusursuz sevgi sofrasına çağrılmayı bekleriz.

Hiç Kapanmayan O Kapı

İşte İsa Mesih bu bitmek bilmeyen ruhsal açlığımızı sonsuza dek dindirmek için yaşam ekmeği olarak dünyamıza geldiğini söylemiştir. O çarmıhta bizim tüm eksiklerimizi ve kusurlarımızı kendi üzerine alıp ölümü yenerek dirildiğinde, Tanrı ile aramıza ördüğümüz tüm duvarları kalıcı olarak yıktı. Artık sevilmek ve kabul görmek için gün batımını beklememize veya kendi yetersiz iyiliklerimize güvenmemize gerek kalmadı çünkü onun lütfu kesintisiz bir sofradır.

Mesih’in sunduğu bu tükenmez sevgi, geçici bir bayram sevincinden ziyade her gün kalbimizde yaşayacak ebedi bir huzurdur. Siz de kendi manevi çabalarınızın yorgunluğunu bir kenara bırakıp ruhunuzun en derin açlığını dindirecek bu eşsiz daveti keşfetmek ister misiniz?