Metrodaki kalabalık yüzlere baktığınızda insanlar yan yana, ama birbirinden uzak. Her sabah uyandığımızda, bilinçaltımızda taşıdığımız kırgınlıklar bizi yoruyor. Hesap tutmak, aslında en çok kendimizi tüketen bir matematiktir.

Affetmenin Önündeki Engeller

Bir an durup düşünün: Komşunuza selam vermediğinizde ya da iş arkadaşınızla göz göze gelmekten kaçındığınızda nasıl hissediyorsunuz? Her “dargınım” dediğimizde, kendi özgürlüğümüzü kısıtlıyoruz. Başkalarına kurduğumuz duvarlar, aslında karşıdakini değil, kendi yüreğimizi hapsediyor.

İki bin yıl önce, İsa izleyicilerine affetme konusunda derin bir ders vermek için şu hikâyeyi anlattı: Kralı tarafından büyük bir borcu silinen bir adam, kendisine çok daha küçük bir borcu olan arkadaşını affetmeyi reddeder. Bu hikâye bugün kalabalık cafelerimizde, plaza ofislerimizde hâlâ yankılanıyor. Bu hikâye bizim günlük hayatımızdaki çelişkileri mükemmel şekilde aynalıyor. Affedilmeyi beklerken, affetmeyi reddetmek… Sabah trafik sıkışıklığında yol veren sürücü, akşam servis şoförüne bağıran kişi olmak. Bu, modern ilişkilerimizin en acı gerçeği değil mi?

Affetmemenin Bedeli

Affetmemek, ilk bizleri tüketiyor.

Affetmemek, borcu silmek yerine faizle büyütmektir. Her geçen gün, o kırgınlık büyür, ağırlaşır ve ruhunuza daha fazla yük olur. Araştırmalar gösteriyor ki bağışlamayı öğrenenler hem zihinsel hem de fiziksel olarak daha sağlıklı olma eğilimindedir. Affetmemek, ilk olarak bizi tüketiyor.

Affetmenin Yolu

Peki, nasıl affedebiliriz? Cevap hem tarihimizdeki örneklerde hem de günlük hayatın anlarında saklı. Gazi Mustafa Kemal’in “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü, önce yüreklerimizde başlar. Bu barış, küskünlüklerimizi bıraktığımızda mümkün olur. Kendi hayatınızı düşünün: En son birini affettiğinizde, içinizde nasıl bir ferahlık hissettiniz?

Aile sofrasında boş kalan sandalyeler, affetmemenin en acı meyveleridir. Kaç bayram geçti, kaç önemli an kayboldu, sadece “haklı olmak” uğruna? Ailenizde devam eden bir kırgınlık var mı? O boş sandalyenin doldurulma zamanı gelmiş olabilir mi?

İlahi Affediciliğin Örneği

Hesap tutma alışkanlığımız, İsa’nın affedici yaklaşımıyla nasıl dönüşür? İsa’nın öğrettiği duada bir denklem var: “Bize borçlu olanları bağışladığımız gibi, bizim borçlarımızı da bağışla.” Bu sözler, affetmek ve affedilmek arasındaki bağı ortaya koyuyor. Affederken ruhsal bir arınma yaşarız. Affetmemek, kendi affımızın önündeki engel olabilir mi?

İsa’nın anlattığı bir başka hikâye, affetmenin nasıl işlediğini mükemmel şekilde gösterir. İncil’in Luka bölümünde anlatılan kayıp oğul hikâyesinde baba, mirası çarçur eden oğlunu uzaktan görüp ona koşuyor. Baba, “Önce özür dilesin” demedi, sadece sevdi. Bu, Tanrı’nın affının portresidir—hesap sormadan, koşulsuz sevmek. Bu hikâye, ilişkilerimiz için güçlü bir model olabilir.

Müjde’nin Kalbi: Affetmek

İncil’in özü, Müjde’nin kendisi budur: Biz insanlar affedilmeye muhtaçken, Tanrı’nın çözümü İsa Mesih’i göndermek oldu. Çarmıhta, günahlarımızın bedelini ödemek için kendini feda etti. Bu, Tanrı’nın affetme planının temeliydi

Bu Müjde’nin en önemli mesajı: Önce biz affedildik, bu yüzden başkalarını affedebiliriz. Biz kendimiz affedilmeye muhtaç olduğumuzu anlamadan, başkalarını gerçekten affedemeyiz. Affetmek, zayıflığın değil, gücün işaretidir. İçinde bulunduğumuz sosyal medya çağında, her hatanın anında yargılandığı bir toplumda, affetmek devrim niteliğindedir. Affetme kapasitemiz, ne kadar affedildiğimizi anladığımızda artar. Tanrı bizi affettiği gibi, biz de başkalarını affedebiliriz.

Affetme kapasitemiz, ne kadar affedildiğimizi anladığımızda artar. Tanrı bizi affettiği gibi, biz de başkalarını affedebiliriz.

Ve İsa’nın Dağdaki Vaazında söylediği gibi: “Başkalarını bağışlarsanız, göksel Babanız da sizi bağışlar.” Bu, sadece dini bir öğreti değil, özgürlüğe giden yolun haritasıdır. Müjde’nin temeli budur: Her birimiz yanlış yaptık, hiçbirimiz Tanrı’nın kutsal standartlarına ulaşamadı, ama İsa bizim yerimize öldü ve dirildi ki bağışlanabilelim. Tanrı’nın bizi affetmesine ne kadar muhtaç olduğumuzu anladığımızda, başkalarını affetmek için gereken alçakgönüllülüğü buluruz. Tanrı bizi bu denli affettiyse, nasıl olur da başkalarını affetmeyiz? Mesih’in örneği bize güç verir—biz de koşulsuz sevme ve affetme kapasitesine sahibiz.